|
Kütahya'nın Türk çini ve seramik sanatındaki önemi, 14. yüzyıldan
günümüze kadar varlığını sürdüren bir üretim merkezi olmasındadır. 15. yüzyılın
sonları çini ve seramik yapımında beyaz hamurun kullanılmaya başlandığı yeni bir
dönemdir. Günümüze ulaşan kitabeli örnekler Kütahya'da beyaz hamurlu ve sır altına
mavi-bayez dekorlu seramiklerin üretiminin iznik'le aynı dönemde başladığını ortaya
koymuştur.
16. yüzyıla ait Kütahya seramiklerinin en tanınmış örnneği
olan 1510 tarihli ibrik tabanındaki Ermenice kitabeye göre, Kütahyalı Abraham'ın
anısına yapılmıştır. Kuşaklar halinde düzenlenen bezemede, içe doğru kıvrık yapraklı
hatayiler rumilerle birleşmektedir.
Kütahya buluntuları arasında bu yüzyılın karakteristik rengi
olan mercan kırmızılı parçaların bulunmadığı göz önünde tutulması gereken bir
noktadır. İznik atölyeleri beyaz hamurlu üretime geçtikten sonra sürekli olarak
sarayın desteği ile gelişimini sürdürmüştür. Kütahya'daki atölyeler ise gerektiği
zaman İznik'i destekleyen ikinci bir merkez olmuş, daha çok halkın gereksinimini
ön planda tutan bir üretim politikası sayesinde de varlığını günümüze kadar sürdürebilmiştir.
17. yüzyıla ait Kütahya çini ve seramikleri hakkında mimaride
kullanılan çiniler dışında bilgimiz yoktur. 1671-2 yılında Kütahya'yı ziyaret
eden Evliya Çelebi, İznik'te dokuz çini imalathanesi varken Kütahya'da "çinici
kefereler mahallesinde" otuz dört atölye olduğunu söylemiştir ki üretimin
İznik'te düşüşüne rağmen Kütahya'da canlılığını koruduğunu göstermektedir.
1710 yılında III. Ahmed'in kızı Fatma Sultan'ın sarayının onanımında
kullanılmak üzere Kütahya'ya 9500 çini sipariş edilmesi 18. yüzyılda Kütahya'da
çini ve seramik sanatının büyük bir atılım içinde olduğunu ortaya koymaktadır.
Oysa ki aynı dönemde İznik atölyeleri büyük bir çöküş içindeydi.
18. yüzyılda inşa edilen ya da onarılan cami ve kiliselerde
kullanılan Kütahya çinilerinde belli bir üslup değişimi görülmektedir. Beyaz zemin
üzerinde, eskiden olduğu gibi kobalt mavisi tonları egemen renktir. Dilimli madalyon
içinde Lale Devri'ni çağrıştıran lale bukleleri, ortadaki çok yapraklı rozet çiçeği
kuşatan fistolu kıvrımlar ve stilize kurebin motifleri, testere dişli yapraklarla
sarılan ve küçük çiçekli dallarla birbirine bağlı stilize hatayiler, sivri uçlu
madalyonlarla kuşatılmış dilimli rozet çiçekler gibi daha çok halk sanatı karakteri
taşıyan soyut bitkisel desenli bir grup çini üretilmiştir.
18. yüzyilda halkın gereksinimleri doğrultusunda zarif günlük
kullanım kapları ve liturjik objeler de oretilmiştir. Çağın Uzak Doğu ve Avrupa
porselenlerinden alınan esinler yöresel üslupla birleştirilmiştir. Serbest tarzda
çizilmiş küçük çiçek demetleri, yaprak biçiminde madalyonlar çogu zaman tüm zemini
kaplamaktadır. Mavi - beyaz renklerle bezenenlerin yani sıra kobalt mavisi, firuze,
yeşil ve hiç bir zaman İznik mercan kırmızısının rengine ulaşamayan kabarık toprak
kırmızısının kullanıldığı çok renkli bezeme yaygındır. Fakat en önemlisi, İznik
seramiklerinde hiç görülmeyen canlı bir sarı rengin yüzyılın başlarından itibaren
kullanılmaya başlanmasıdır. Yüzyılın ortalarinda bu renk paletine giderek koyu
bir tona ulaşan mangan moru da katılmıştır.
18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren desenlerin çiziminin
zayıfladığı, boyaların aktığı ve sır kalitesinin bozulduğu görülmektedir. Bu durum
19. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. Yapılan analizler, yalnızca kalitenin
düşmediğini, 16. yüzyıldan beri kullanılan kimyasal bileşimin de degiştiğini göstermiştir.
1766 yılında Kütahya'daki Ermeni fincan ustaları ile 24 atölyede çalışan kalfalar
arasında yapılan toplu sözleşmeye göre, bir kalfa günde 150 fincan yapmakta ve
karşılığında 60 akçe yevmiye almaktadır. Üretimdeki canlılığa rağmen yine de atölyelerin
sayısında büyük bir düşüş olduğu anlaşılmaktadır.
19. yüzyılın sonlarında Kütahya Çini ve seramik sanatında yeniden
bir canlanma olmuş ve eski İznik desenlerinin örnek alındığı yeni bir dönem başlamıştır.
Bu dönemin en tanınmış ustası Hafız Mehmed Emin'dir. Kütahya Hükümet Konağı (1907)
ve İstanbul Eyüp V. Mehmed Reşad Türbesi (1918) çinileri başta olmak üzere, 16.
yüzyılın Çini sanatını hatırlatan eserler üretmiştir. I. Ulusal Mimarlık Akımı
doğrultusunda İstanbul, Ankara, İzmir, Konya gibi büyük kentlerdeki resmi ve özel
yapilar da Kütahya çinileri ile bezenmiştir. Teknik ve desen bakımından 16. yüzyılın
İznik çinilerinin düzeyine ulaşılamamakla birlikte, hamur ve sır kalitesi eskiye
nazaran artmıştır. Lacivert, firuze, koyu yeşil, sarı ve toprak kırmızısı renklerde
şakayıklar, iri kıvrık yapraklar, bahar çiçekleri, naturalist üslupta lale, karanfil
ve sümbüller, vazo içinde çiçekler, palmetler, geometrik kompozisyonlar yanında
kitabeli örnekler yaygın olarak kullanılmıştır. Aynı üslup, günlük kullanım ve
hediye amaçlı olarak üretilmiş seramiklerde de uygulanmıştır. Fakat Kütahyalı
ustalar tümüyle İznik desenlerini taklit etmekten kaçınmış, bunları yerel motiflerle
bütünleştirmişlerdir. Cumhuriyet'in ilk yıllarında, devletin de desteği ile, Kütahyalı
ustalar çiniciliği yeniden canlandırmışlardır. Günümüzde çağdaş formların geleneksel
motiflerle bezendiği başarılı çalışmaların yanında, turistik talebi karşılamak
için daha çok İznik desenlerini taşıyan seramikler üretilmektedir.
Dileğimiz, yüzyıllar boyunca usta ellerde şekillenen, kendine
özgü form ve bezemeye sahip, Kütahya yadigarı çini ve seramiklerin de yeniden
hayat bulmasıdır.
|